Bu şansa yaşamak!

Kadına yönelik şiddet ve katliamların sayısı her geçen gün artıyor. Artık tutamayacağımız hale gelen çetelelerde özellikle dikkat çeken bir gerçek var: Kadınların, ellerinde devletin verdiği ‘uzaklaştırma kararı’ varken hayattan koparılması.

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu kapsamında alınan kararlar, uygulamadaki yetersizlikler nedeniyle kağıt üzerinde kalıyor. Polis takibinin yetersizliği, ihbarların sonuçsuz kalması ve şiddet faillerinin kararları hiçe sayması kadınların yaşam tehlikesini artırıyor. Hayati önem taşıyan ‘elektronik kelepçe’ uygulamasının ise kimi zaman “Stokta yok” denilerek faillere takılmadığı ve etkin bir takip mekanizmasının işletilmediği belirtiliyor. Bürokratik ihmaller ve denetimsizlik, koruma altındaki kadınları açık hedef haline getirmeye devam ediyor. Kadınlar ise denetim mekanizmalarının eksikliğine tepkili. Kendi hikayelerini anlatan kadınlar, yetkilileri göreve çağırıyor.

‘EMİN MİSİN’ DEDİLER

Şiddete maruz bırakılan kadınlardan biri 21 yaşındaki A.A. Eskişehir’de geçen sene eskiden birlikte olduğu erkeğin şiddetine maruz bırakılan A.A., o dönem yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Darp raporu aldıktan sonra polise gittim. O da beni Aile İçi Şiddet Birimi’ne yönlendirdi. Birimdeki polislere yaşadıklarımı anlatırken yüzümdeki yara izini sordular. Anlattığımda, ‘Bu kadar küçük bir iz için mi geldin’ diyerek yaşadığımı küçümsediler. Bu bir psikolojik baskıydı. Ardından bir aylık uzaklaştırma kararı çıktı. Ben Konya’ya ailemin yanına döndüm. Karar bittiği gün eski partnerim babama mesajlar attı. O gün babamın da fiziksel şiddetine uğradım ve beni evden attı. En yakın karakola gittim. Şikâyetçi olacaksam önce darp raporu almam gerektiğini söylediler. Hastaneye gittim ve burada da polisin baskısına maruz kaldım. Polis ‘Kim dövdü seni’ diye sordu, ‘Babam’ deyince ‘Ne yaptın, durup dururken kimse kimseye el kaldırmaz’ diyerek beni suçladı. Raporu alırken de ‘O senin baban, emin misin?’ diye soruldu.”

‘MAĞDURU SUÇLUYORLAR’

Uzaklaştırma kararının arından sığınma evine yerleşme talebinde bulunduğunu da aktaran A.A. “Şikâyetçi olup sığınma evine gittim. Sığınma evinde annemle iletişime geçtim ve duygusallığıma yenik düşüp oradan ayrıldım. Eve döndükten sonra polis aradı ve ‘Eve dönmüşsünüz, barışmışsınız’ dedi. Durumu anlatmama fırsat vermeden, ‘Şüpheliyle aynı evde bulunmamanız gerekiyor. Ya evden çıkacaksınız ya da uzaklaştırma kararının iptalini isteyeceksiniz’ dedi. Şikâyetimi geri çekmek zorunda kaldım, gelip kontrol bile edilmedim. Polislerin yaklaşımı koruyucu olmalıydı. Ayrıca yasal haklarımızı eksiksiz anlatmaları gerekiyordu ancak hiçbirini yaşamadım” diyor.

KELEPÇEYİ KIRDI

Ankara’da yaşayan 1 çocuk annesi 33 yaşındaki E.K. ise şiddet mağduru başka bir kadın. E.K., 2 sene önce boşanma davası açtığı erkeğin bıçaklı saldırısının ardından 1 hafta yoğun bakımda kalmasıyla mücadelesinin başladığını söylüyor. E.K, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Mahkeme denetimli serbestlikle bıraktıktan sonra elektronik kelepçe talep ettim ancak takılmadı. Takılmamasına sebep olarak ellerinde kelepçe olmadığı gösterildi. 2-3 ay sonra kelepçe takıldı. Uzaklaştırma kararlarını sürekli avukatım aracılığıyla yeniletmek zorunda kaldım. Ancak kağıt üzerindeki kararların ve kelepçenin tek başına caydırıcılığı olmadı. Bu şahıs 4 ay önce beni taciz etti ve kelepçeyi kırdı. İşin en acı tarafı kelepçenin kırıldığı bilgisi bana resmi makamlarca söylenmedi. Polis beni arayıp ‘Şahıstan sinyal alamıyoruz, tedbirli olun’ dedi. Oysa kelepçeyi kırıp atmış! Ben gerçeği emniyetten değil, kendi tanıdıklarım vasıtasıyla öğrendim. Polis ekibinin yanıma gelmesi tam 1 saat sürdü. Oysa yol arabayla 15 dakikaydı. O süre çok korkunçtu. Polisten önce gelip yarım kalan işini tamamlayabilirdi. İhmallerin ve yavaşlığın bedelini canımla ödeyebilirdim.’’

***

BAŞARISIZLIK İTİRAFI!

EŞİK Gönüllüsü Avukat Sema Yurtbilir, “Hakkında uzaklaştırma kararı vardı.’ Bu cümle sistemin başarısızlığının itirafıdır” dedi.

Yurtbilir, bir kadının koruma kararı almış olmasının devletin tehlikeyi bildiğinin en büyük göstergesi olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Kadınların yaşam hakkını koruyacak sistem, yalnızca başvuru alıp karar yazan değil, tehlikeyi önceden öngören, faile müdahale eden ve kadını gerçekten koruyan bir sistem olmak zorundadır. Bugün yazılan kararların çoğu matbu. Çoğu zaman kadının maruz kaldığı şiddetin ağırlığı, failin öldürme tehdidi, silah bulundurup bulundurmadığı, ısrarlı takip davranışı, çocuklar üzerinden baskı kurma gibi şiddet riskini artıran göstergeler değerlendirilmiyor ve kimse bu değerlendirme eksikliğinden doğan sonuçlardan sorumlu tutulmuyor. Oysa her şiddet vakası aynı değildir. Dolayısıyla standart bir uygulama da yanlıştır. Cezasızlık politikası ise failleri cesaretlendiriyor. Koruma kararını ihlal eden faillere uygulanacak tazyik hapsini görebilmek ise gerçekten şans işi gibi. Tazyik hapsi kararı için mahkeme tebliğ arıyor. Oysa bugün aldırmış olduğumuz uzaklaştırma ve silahlarına el konulması kararı, kararın üzerinden günler geçmesine rağmen faile tebliğ edilmemiş olabiliyor. Peki 6284 Sayılı Kanun gereği kurumların derhal harekete geçme yükümlülüğü yok mu? Kolluğun, kamu gücünü elinde bulundurduğu halde “faile ulaşamadık” deme lüksü var mı peki? Elektronik kelepçe ile izlenen failin ihlalini tutanak tutturmak için dahi kadınlar neden binbir zahmet çekmek zorunda? Koruma kararına rağmen korunma yükü yine kadınların omuzlarına bırakılıyor. Kendi kendini koruması bekleniyor.
Bizim asıl kilitlendiğimiz nokta kanunların yeterli olup olmamasından çok etkin uygulanmaması, toplumsal cinsiyete odaklı politika üretilmemesi ve buna bağlı olarak da kanun uygulayıcılarının kadına karşı şiddet vakalarına toplumsal cinsiyet perspektifiyle bakmaması. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının ilanı ile zaten toplumsal cinsiyet temelli politikalar da resmen reddedilmiş oldu. Bu, kadına karşı şiddet konusunda bir kırılma noktası gibiydi. Hızla ve katlanarak artan bir gerçeklikle yüzleştik. Fakat EŞİK Platformu olarak defalarca söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi reçetemizdir ve 6284 Sayılı Kanun, halen yürürlükte olan onay kanunu, Anayasa 90.maddesi, AİHM içtihatları gereği uygulanması zorunludur. İstanbul Sözleşmesi’nin öngördüğü önleme, koruma, etkin soruşturma ve bütüncül politika yaklaşımından uzaklaşılması kadınların yaşam hakkını doğrudan etkilemektedir.”

***

KADINLAR SİSTEMİN SORUNLARINA RAĞMEN NELER YAPABİLİR?

Kadın örgütleri kadınlara şu önerilerde bulunuyor:

  • Şiddetin ilk anından itibaren 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma tedbiri talep edin.
  • KADES uygulamasını elinizin altında her an kullanacak şekilde bulundurun.
  • Kurumlardan cevap alamadığınızda ya da kendinizi ciddiye alınmamış hissediyorsanız, ihbar ve şikayetlerinizi resmî kayıt oluşturan 112 Acil Çağrı Merkezi veya Alo 183 üzerinden yapın. (Resmî kayıtlar, sonraki hukuki süreçlerde önemli delil niteliği taşır.)
  • Failin her ihlalini mahkemeye, kolluğa mutlaka bildirin ve tutanak altına aldırın.
  • Şiddet çeşidini, ölüm tehdidi, silah bulundurma, ısrarlı takip, elektronik takip, çocuklar üzerinden baskı gibi, ayrıntılı şekilde dilekçeye yazın. (Riskin büyüklüğünü, devletin risk değerlendirmesi yapma yükümlülüğünü belirtin.)
  • Başka bir önlem yeterli olmayacaksa elektronik kelepçe uygulanmasını özellikle talep edin. 
  • Baroların adli yardım ve kadın hakları merkezlerinden destek alın. 

***

TEDBİR KARARLARININ İHLALİ

Son yıllarda paylaşılan en kapsamlı raporlardan biri Kadın Dayanışma Vakfı’na ait. Vakıf, “6284 Sayılı Kanun Kapsamında Verilen Kararlara Dair İzleme Bulguları” raporunu geçen yıl yayımladı. Raporda 203 karar dosyası incelendi. Rapora göre, 160 kadın, koruma talebini aile mahkemelerine yaptı. 203 dosyada alınan tedbir kararı 67 vakada ihlal edildi. Raporda bir kadının 10, bir kadının 12 kez uzaklaştırma kararını uzatma talebinde bulunduğu ifade edildi. Bu durum, şiddetin sürekliliğine rağmen kadınların bürokratik engellere takıldığını gösterdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir